Ementü,
bu, 3. yıldönümümüz için.
ve biraz da, gönlünü almak için.
yiğit
senin sevdiğin şeyler
müziği aç, sonra anılarımızı kaydırmaya başla.







2023
başlangıçilk buluşmamız
seni ilk gördüğüm gün. ne diyeceğimi bilmiyordum, ellerim tere batmıştı, dilim tutuluyordu. Yanına gelmek için kilometrelerce koşmuştum ama seni gördüğümde, tüm yorgunluğum gitti, tanıştığımızdan çok önce zaten tanıdığımı hissettim. bu tarih, ikimizin başlangıcıydı. hâlâ öyle.
ikinci buluşmamız
ikinci buluşmada birbirimize daha ısınmıştık ve sanki birkaç yıldır tanıdığım birisiymiş gibiydin. sen yanımdayken hâlâ elim ayağıma dolanıyordu, hâlâ seni etkilemeye uğraşıyordum. ama bu sefer bir gram cesaretim vardı sanırım. seni yakından görmek, yanında oturmak, sesini daha çok duymak istedim o gün. o istek bitmedi hâlâ.
eve dönüş
o gün gerçekten eve dönüyormuş gibi hissettirdi. ilk defa birisinden sorumluymuşum, onu korumalıymışım gibi bir his vardı içimde. yolumuz çok uzun değildi ama o yolda bir şey değişti.
ilk göğsümde uyuman
o gün ilk defa gerçekten birbirimizdik. sonrasında göğsümde uyudun, ben nefesini dinledim saatlerce. o yakınlık, o güven, ilk o gün oturdu içime. "yanında olmak" diye bir şeyin ne olduğunu anladım o öğlen.
kütüphane
yks'ye çalışıyordum, o bana eşlik ediyordu. çalışması gerekmiyordu ama oradaydı, yanımda. o kadar basit bir şeydi ki farkına varmak biraz zaman aldı. birinin senin için orada olması, hiçbir şey beklemeden, sadece orada. o gün öyle bir şeyin ne olduğunu öğrendim.
aşna fişne
metro istasyonundayız, yanak yanağa. ilk defa bu kadar yakınız birbirimize ve ikimiz de farkındayız. benim için bir eşikti bu an, ondan sonra her şey daha kolaylaştı aramızda.
ikimiz
yine birlikteydik, yine yakın. öpüşmek artık ilk değildi ama hâlâ yeniydi her seferinde. bazı şeyler alışkanlığa dönüşür, bu dönüşmedi. hep yeni gibi tatlı.
ve böyle başladı her şey.
sakal kesimi
aynı gün ilerleyen saatler. sakallarımı sen kestin. sen dikkatli dikkatli çalışıyordun ama ben gergindim. senin yanında büyüyordum. bu küçük anlar en sevdiklerim oldu sonradan.
bensiz uyuyamazdın
bensiz uyuyamazdın o zamanlar. görüntülü aradığımda rahatlardın, ben de telefonu açık tutup yanında olmaya çalışırdım. uyuman için orada olmam yetiyordu. orada olmak, sadece orada olmak. bence hâlâ aynı şey.
16'ın
doğum günün 26 temmuzdu ama biz iki gün geç kutladık. 16'ına bastığın yıl. sana sivasspor forması aldım, arkasına "ementü" yazdırdım. o formayı gördüğünde yüzündeki hâli hâlâ hatırlıyorum. iyi ki doğdun, iyi ki.
vapurda
üsküdardan eminöne geçiyorduk vapurla. rüzgâr, martılar, boğaz. yanındayken her sıradan şey biraz daha büyük hissediyor. o gün çok konuşmadık, sadece yan yana oturduk. yeter gibiydi.
kalbini kırdım
sen çalışıyordun, ben düşünmeden bir şey dedim ve kalbini kırdım. yüzündeki o değişimi hâlâ hatırlıyorum. özür dilemenin bir şeyi düzeltmediği anlar var, o öyleydi. o günden sonra daha dikkatli konuşmaya çalıştım, hâlâ çalışıyorum. bu siteyi yapmamın bir sebebi de o gün aslında.
okuldan aldım
okuldan çıkışında seni almaya geldim. böyle küçük şeyler aslında büyükmüş, sonradan anladım. kapıda beklemek, senin gelişini görmek, sonra beraber yürümek. seni bekliyor olmak kendi başına güzel bir şeydi.
üsküdar, yine
üsküdardaydık yine. sahilde yürüdük, oturduk, konuştuk. aramızdaki şey artık yerine oturmuştu. heyecan hâlâ vardı ama artık yanında bir huzur da vardı.
ellerin, gözlerin
2024
yerleşmealçılı el
yeşilköydeydik, elim kırılmıştı, alçıdaydı. sen bana dikkat ediyordun, ben sana yaslanabiliyordum. kırık bir elle bile yanında iyi hissediyordum. bazen zayıf olmak da güzel, doğru kişinin yanındaysan.
arabada
arabada çekilmiş bir resim. özel bir şey olmadı o gün aslında, yan yana oturuyorduk sadece. bazen en güzel anlar olaysız olanlar oluyor.
numaralı sütun
otoparkta, numaralı bir sütunun önünde resmini çekmişim. niye orada çektim hatırlamıyorum ama resim duruyor. anı unutsam da seni unutmuyorum.
görüntülüde
görüntülü konuşuyorduk, bana gözüm üzerinde işareti yapmışsın. ben de gülüyorum. ekranın arkasından bile güldürüyordun beni.
yüzük
1. yıldönümümüz için sana bir yüzük aldım. çok mutlu oldun, yüzündeki o ifadeyi ben de sakladım içime. bazen küçük bir şey büyük bir şey olur. o gün ikimiz için öyleydi.
yine arabada
yine arabadayız, yine yan yana. tekrar eden şeylerin bir güzelliği var. hayatımda en sevdiğim kısım senle tekrar eden kısımlar oldu.
yan yana
o gün özel bir şey olmuş muydu, hatırlamıyorum. ama o gün yanındaydım, bu yeter. resme bakınca unuttuğum bir sürü küçük şey geri geliyor.
sevmek
Sevmek, bir insanı sevmek, onun hayatını kendi hayatı kadar önemli bulmak demekti.
artık sensizliği bilmiyordum.
ikimiz
beraber çekilmiş bir resim. sadece ikimiz. başka bir şey yoktu, zaten ihtiyacımız da yoktu.
kahve dünyası
cevahirde kahve dünyasında oturduk, uzun uzun konuştuk. o sohbetlerin konusunu çoğu zaman hatırlamıyorum ama seni dinlerken nasıl hissettiğimi hatırlıyorum.
starbucks
mecidiyeköyde bir starbucks. yine oturduk, yine konuştuk. sen anlatırken beni en iyi tanıyan kişinin sen olduğunu yeniden fark ettim.
bu sene 17'ini seninle kutladık.
17lisenden aldım
lisenden seni almaya geldim. arabaya binerken yüzündeki gülümseme hâlâ aklımda. seni beklemek güzeldi, seni görmek daha da güzeldi.
öptüm
bir kafedeydik, sanırım kadıköydü. hatırladığım tek şey seni öpüyor olmam. nerede olduğumuz önemli değildi. bazı şeyler hep aynı kalıyor, iyi ki.
sıradan bir gün
sıradan bir gün, beraber bir resim. sıradanlık seninle artık güzel bir şey. her günün bir olayı olmak zorunda değil.
kokina
yeşilköye gittik, sana kokina çiçeği aldım. çiçek almak basit bir şey gibi duruyor ama seni mutlu etmek bana hep bu kadar basit geliyor. küçük şeylerle büyük bir şey kuruyoruz.
ben sana mecburum
2025
sınanmaemirgan
emirgan korusuna gittik. sen beni öperken çekildiğimiz bir resim var. bakmadan bile ne hatırlayacağımı biliyorum: o öpücüğün tadı, etraf gürültülü olsa bile bize ait olan o sessizlik.
bere ve öpücük
kadıköye makarna yemeye gittik. arabada seni öperken çekildik, fenerbahçe beremi sana verdim takman için. bereyle çok tatlı gözüküyordun. küçük bir an ama içinde her şey var.
bir yerdeydik
dışarıdayız, neresi olduğunu hatırlamıyorum. demek senin yanında olmak, yerden daha akılda kalıcı. yeri unutmuşum, seni unutmamışım.
arabada, hep
yine arabada bir resim. araba neredeyse üçüncü kişi gibi bu ilişkide. bütün önemli sohbetler, sessizlikler, müzikler hep orada geçti.
dershane
mecidiyeköydeki dershanede deneme sınavına girecektik. sen de yanımdaydın, nasıl da yanaklarımdan tutmuşsun.
vialanda giderken
vialanda gittik. otoparkta, girmeden önce çekildik. belki gidemedik diye çok kavga ettik ama o çocuksu heyecanı seninle yaşamak güzeldi. seninle her yere çocuk gibi gidebiliyorum hâlâ.
vialandın içi
vialandın içindeyiz. oyunlar, sesler, ışıklar. ben çoğunlukla sana bakıyordum aslında. hiçbir oyun seni izlemekten daha eğlenceli değildi.
18 oldun. yanında ben vardım yine.
18iki buçuk yıl geçmişti.
yine göğsümde
odamda, yatağımda, sen göğsümde. ikimiz de çıplak, hiç korumasız. 14 mayıs 2023'ten beri bu bizim en rahat yerimiz oldu. iki buçuk yıl geçmiş ama aynı yakınlık hâlâ orada.
tiktoktaki kafe
başakşehirde, tiktokta gördüğün bir kafeye gittik. küçük bir hevesin peşinden gitmeyi sen öğrettin biraz da bana. bazı anıların başlangıcı sadece 'hadi gidelim' demek oluyor.
en güzel çaresizlik
Sen; aklım ve kalbim arasında kalan, en güzel çaresizliğimsin.
2026
sözyine yolda
yine arabada, yine biz. o kadar çok yol gittik ki, araba bile bizden bir parça oldu sanki.
sen ve ben
karanlıkta, yüz yüze. etraf siyah, sen aydınlıksın. kimse görmese de ben gördüm: senin o anki hâlini, benim sana yaslanışımı. bu kare küçük ama tam.
özledim.
o fotoğraftan sonra sana uzun süre yakın olamadım. o tarihten şu ana kadar çekilmiş resmimizi bile bulamadım, bu içimi acıttı. bu sayfalarda iyi anlar sıralı sıralı durur ama 2026'nın büyük kısmı o fotoğrafların arasına sığmadı. çünkü sen oradasın, ben burada.
uzak mesafe bir klişeymiş gibi gelirdi, meğer ciğerde bir yer kaplıyormuş. nefes alırken fark ediyorsun, nefes verirken değil. içerde bir şey kapanıyor, nefesin yarıda kalıyor.
telefonda sesini duyuyorum, ekranda yüzünü görüyorum. bunlar iyi şeyler, ama senin omzuna yaslanmanın yerine geçmiyor. saçının kokusu, elinin sıcaklığı, başını bana dayadığında duyduğum o sessiz sıcaklık hiçbiri ekrana sığmıyor.
bazı geceler seni öyle çok özlüyorum ki, bu özlem beni bitiriyor. bitiriyor kelimesini bile bile yazdım yumuşatmadım. çünkü gerçek bu. sen yokken hep bir eksiğim var. ve o eksiğin adı sensin.
bütün yılı saydım kaç gün görüştük, kaç gün görüşemedik. her gün herhangi bir şeyin ortasında bir şey yaparken aklımın birden sana kayması. biri bana iyi haber verdiğinde direkt sana koşup anlatamamak. bu, bir şarkı duyunca yanımda olmadığın için ona doğru dürüst ağlayamamak bile.
kolay olmayacak
Kolay olmayacak, biliyorum. Zor olacak, hem de çok. Her gün yeniden kazanmamız gerekecek birbirimizi. Ama ben buna razıyım, çünkü seni istiyorum. Bütün seninliğinle, eksiksiz seni.
Bunu sana söylerken ellerim titriyordu, ama içim titremiyor; içim bir daha hiç titremeyecek kadar kararlı. Belki her sabah yeniden başlayacağız, belki her akşam birbirimize küsüp her gece barışacağız. Yorulacağız. Ama ben yorgunluktan değil, sensizlikten korkan bir adamım artık.
Seni istiyorum. Yarım yamalak değil, lütuf olarak değil; seni bütün çelişkilerin, bütün inatçılığın, bütün o gözlerini kaçırdığın anlarınla istiyorum. Bana kalsa dünyanın en zor işi olsun bu, yine de seni seçerim.
o sözler ben değildim
Sana söylediğim o sözleri düşündükçe içimde bir şey kırılıyor, ama asıl kırılan sendin, ve ben bunu ancak sonra anlayabildim. İşte beni affetmeni zorlaştıran da bu zaten; seni incitmeyi istemedim, ama incittim. Niyetim masum diye yarası küçülmüyor ki.
Ben seni seviyorum. Bunu cümle aralarına sıkıştırıp geçecek kadar ucuz bir söz olarak söylemiyorum. Seni, senin o tükenmiş sessizliğini, gözlerini kaçırışını, dudağını ısırıp bir şey demeyişini ve gözlerinin doluşunu bile seviyorum. Ama işte bu kadar seven bir adam nasıl oluyor da o kadar düşüncesiz olabiliyor, bunu kendime sormaktan yoruldum.
Sana kötülük etmedim. Ama iyilik de etmedim. Bir anlık boşluktu diyorum, ağzımdan çıkan şeyler benim değildi diyorum. Ama çıktı. Benim ağzımdan çıktı. Ve sen oradaydın. Ve ben, senin orada olduğunu unutacak kadar kendime dalmıştım.
Özür diliyorum. Ama şunu da bilmeni istiyorum, ben seni incitecek düşüncelere sahip bir adam değilim. Ben, seni incitecek kadar dikkatsiz bir andayken yakalanan bir adamım. Bu beni affettirmez, biliyorum. Ama en azından şunu bil, o sözlerin arkasında bir niyet yoktu. Bir kalpsizlik yoktu. Sadece bir aptallık vardı, ve o aptallık yüzünden senin gözlerindeki güveni sarsmış olmak bana herhangi bir cezadan daha ağır geliyor.
Beni affetmek zorunda değilsin. Ama beni tanıyorsun. O sözler ben değildim. Ben, şu an bu satırları yazarken titreyenin ta kendisiyim.
senin yerin
Sana ait olan hiçbir şey, seni tedirgin eden bir gölgede durmamalı. Seninle ilgili olan her şey, yalnızca güvende, saygıyla ve şefkatle var olmalı.
Sana ait olan ne varsa, bir bakışın, bir sözün, teninin hatırası, hiçbiri karanlık bir köşeye atılmayı hak etmez. Kimsenin elinde bir tehdit, bir silah olmamalı bunlar. Çünkü sana ait olan her şey, senin kadar kıymetli.
Ve ben şunu biliyorum, seninle ilgili olan ne varsa, ancak iki avuç arasında korunan bir ateş gibi var olmalı; dikkatle, saygıyla, titremeden. Seni seven adam seni korur; ama senden bir şey çalmak isteyen adam, seni sevdiğini sanıyordur yalnızca.
Tedirginlik veren her yer, senin yerin değildir. Senin yerin, huzurun kendisidir.
sen bu sayfaya ne istersen yazabilirsin.
hepsi bu. hepsi senin için.
ve daha binlercesi, önümüzde.
yiğit · 22 nisan 2026